21 Mart 2012 Çarşamba

Ölmeden Önce -3- SON

Vakit ayrılış vakti. Unutuş vakti belki. Sahi unutabilir miyim? Her gün ağlarken, her gün duama dua eklerken kolay mı unutmak?
Ayrılmak basittir. Gidilir ve bitirilir. Ya unutmak? Her gün bir önceki günden daha fazla özlerken hemde.
Her anı acı veren hayat gemisi ve her an acı çeken yolcular. Korkuyorum. Unutmaktan yana değil kaygım. Unutamam çünkü. Unutulurum, unutamam.
Hasret. Her an duyumsanan yoksunluk hissi. Her an akıtılan göz yaşı. Her an ölmek.. Her an.
Her solukta ayrı bir çıkmaza çıkmak. Ayrı bir düzlüğe. Ayrı bir labirente. Soluksuz kalmak sonra, aniden.
Ve boşluk.
Tanımsızlık, değersizlik. Tam bir boşluk. Korkunun, kaygının yittiği uzun bir hissizlik. Dinmek bilmeyen hasret ve boşluk. Unutuştan gelen unuturdu oysa. Basitti kural. Unutmak lazımdı. Sadece unutmak, hepi topu buydu işte.
Olmadı. Ne akıl kabul etti, ne yürek. Unutmak kolaydı belki, unutamamak zapt etti benliği.
Yağmur. Uzun yürüyüşler, damlalara karışan göz yaşları...

Ve ölüm. Ve son. Ve sensizlik. Ve sessizlik.
Azrail. Düşünceler, karışık bir zihin. Hep erkendi insan için. Ölüm için en iyi vakit öldüğün vakittir halbuki. 
Bir an. Sonrası bembeyaz. Çığlıklar, hıçkırıklar. Bir ana kilitlendi. Yaşam ile ölüm arasında bir an, araf.
Sen ile sensizlik arasında.
Asıl son buydu, anlıyor musun? Geri dönüşü olmayan çıkmaz buydu. Hasret buydu. Gözyaşı buydu.
Bitti. Bir soluk kadar vakti olmayacaktı insanın. Ve ben son kez Seni Seviyorum diyemeyecektim.
Bu,  yaktı içimi.  Haykıra haykıra Seni Seviyorum demek istedim. O an varoluşum içinde tezatlıklar yaşıyordum.
Hayalle gerçek arasında bir yer. Ölüm. Sonrası da dert öncesi de. Ne tuhaf kelimeydi ölüm. Ne uzaktı insana. Aldandı insan. ölümü hep uzak sandı. Gelmeyecek sandı, aldandı. Ölüm andaydı, geldi.
Ölüm hiçlikteydi. Ölüm sensizlikteydi.

Kulağıma yabancı olmadığım bir ses geliyor. Uzaklardan. Huşu içinde.  Siliniyor aklımdan her şey. Tüm gerçekler değerini yitiriyor. Ses öyle haz veriyor ki. Nefes, en derininden. Ve o harika ses. Bir sabah vakti.
"Es-salatu Hayrun Mine'n Nevm" 
Namaz uykudan hayırlıdır. 


7 Mart 2012 Çarşamba

Ölmeden Önce -2-

Ölüm, bir an kadar yakınımdaydı.  Bir soluk kadar. Geri veremeyeceğim bir nefes kadar.
Beni bir konuşmanın tam ortasında yakalayacaktı belki Azrail. Okuldan eve dönerken rastlayacaktım belki ona. Uykumun tam orta yerinde çekecekti ruhumu belkide.
Belki bir arabanın fren sesleri eşliğinde ayıracaktı ruhumu  bedenimden. Madde aleminden mana alemine geçişimi tasavvur ederken bir an diyorum, yalnızca bir anlık vaktim olacak mıydı?  Şehadet getirecek kadarlık. Kırgınlıklarımı, kaygılarımı söze dökecek kadarlık. Gülüyorum kendime. Ölürken bile dünyevi düşünceleri, yersiz endişeleri bırakamıyorum. İnsan tezatlıklar üzerine kurulmuş bir varlık. Aciz bir varlık. 
Dünyadan elimi eteğimi çekeceğim duygusu sonsuz bir boşluk, düşünme ve düşleme alanı oluşturuyordu zihnimde. Zihnimin en karışık olduğu dönemde ölümlülüğü keşfe çıkıyordum adeta.
Kusurlu olandan kusursuz olana geçiş. Son addettiğimiz sonsuzluk. Zihnin enginlikleri düşüncelerin karmaşıklığıyla yoğruluyor ve insandaki 'her şeyi bilme, her şeyi anlayabilme' arzusunu kamçılıyordu.
Sondan ötesini aklım almıyordu sanki. Bir pay biçmiştim kendime ötesini düşünmek için erkendi. Ölümü unutarak geçirilmiş onca yıldan sonra her anımı ölümle bağdaştırmak tuhaftı. İlk kez unutmak canımı yakmıyordu. Çünkü insan nisyandan gelir; unutuştan. 
Bir yanım öylesine korkuyordu ki.. Annemi görememekten, babamın sesini işitememekten, kardeşlerime sevgimi dile getirememekten, sevdiklerimi asla görememekten. . . Korkuyor, pişman oluyor ve derin bir üzüntü duyuyordum.
Öte yandan bunlar boştu. Sevgi, ilgi, beklenti, düşünce, hasret  Yaratıcı ile ilişkilendirilmedikten sonra tatmin edemeyecekti insanı.
Hepsi dünyalıktı. Diğer tarafa götürebileceğim türden erzağım yoktu. Eksikti olan da.
Yaşamak, sonsuzcasına harcanan anlardan ibaretti. Ölürken adı anılmaya değmez olacaklardı. Bitmiş, yitmiş bir ömür ; sonsuz bir varoluşla mukayese edilir miydi?
Acı çekmemek istiyordum. Dünyadayken Rabbı unutarak çektiklerimin yanında Azrail'in ruhumu alırken vereceği acı hiç kalacaktı, emindim. Acı çekmek istemezken de dünyevi düşünüyordum oysa. Acı dünyaya aitti. Ölümden sonra olacaklar yalnızca "acı" ile kalmayacaktı.
İnsan kalbini neyle doldururdu? Verdiğim tüm yanıtlar ölümsüzmüşüm gibi hissettirdi beni. Yine unutmuştum ölümün anda gizli olduğunu.
4 kişinin omzunda götürülecektim. Belki bir Cuma vakti, belki ikindi, belki akşam.. Ağlayan birkaç göz olacaktı ardımda. Ölümü ensesinde hissetmiş birçok insan. Unutacaklardı sonra. Nisyandan gelen unuturdu. İnsan unuturdu. Ve bir adım kalacaktı geriye, tüm susuşlar eşliğinde.